25 Haziran 2009 Perşembe

a town called malice

Penceredeki sinekliğin , aslında esmeyen rüzgarın içeri girmesine engel olup olmadığını düşünüyordum . Önümdeki kare sehpanın dört köşesine dört boş bira şişesi koymuştum . Denge bazı zamanlarda hayati önem taşır . Tam ortasındaki küllük sigaralarımı yaktığım kibritlerle dolmuştu . İzmarit gölündeki sazlık , güzel manzara . Tatil gününde önünde oturduğunuz sehpanın üzerinde büyük bir küllük yoksa başınız dertte demektir . Dolaptan bira almak mutfağa gitmek için anlaşılabilir bir durumdur ama o ufacık küllüğü yarım saatte bir gezintiye çıkarmak akıl işi değildir özellikle hava otuz derecenin üzerindeyse . Minimum hareket ve sıvı .

Günün yarısını yemiştim . Televizyonda reklamlar dışında tahammül edilecek bir şey bulamadım ve radyoyu açtım . Kalkıp sinekliği olduğu yerden çıkarıp aşağı attım . Canlı kayıtların çalındığı bir program devam ediyordu . Ne olduğunu tam çıkartamadığım bir parça bitti ve güçlü bir seyirci sesi hala inleyen gitarların üzerine çıktı . Bir salatalığı dörde bölüp buz dolu derin bir tabağın içine koydum . Salona döndüğümde radyonun sesini sonuna kadar açtım , programcı ''sıradaki parça a town called malice'' demişti . Komşularımı seviyorum ve bu şarkıdan mahrum kalmalarını istemem .

Pappapapaparappa pappapparappaaa ...

1 yorum:

Jayne dedi ki...

Pappapapaparappa .... :)